Yazılar / Bilgilendirici İçerik
Gerçekte insan beyni, çoğu zaman sanılandan çok daha yüksek bir performans potansiyeline sahiptir. Ancak bu potansiyelin açığa çıkması, yalnızca kapasiteyle değil; beynin nasıl beslendiği, nasıl kullanıldığı
ve nasıl yönlendirildiğiyle doğrudan ilişkilidir. Zihin, doğru bakım ve doğru uyarılarla gelişir; ihmal edildiğinde ise sınırlarının gerisinde kalır.
Bu noktada iletişim, yalnızca insanlar arasında değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişki açısından da belirleyicidir. Düşünce biçimi, içsel diyaloglar ve çevreyle kurulan iletişim, zihinsel performansın temel yapı taşlarını oluşturur. Çünkü iletişim, farkındalığın başladığı yerdir.
Gerçek nöro-performans ise rastlantısal değildir. Doğru kaynakların, doğru zamanda ve doğru amaçla kullanılmasıyla ortaya çıkar. Bilgi, tek başına yeterli değildir; anlamlandırılmadığında yük olur. Doğru çıkarımlar yapabilmek, zihinsel dengeyi koruyabilmek ve potansiyeli sürdürülebilir şekilde geliştirebilmek ise bilinçli bir yaklaşım gerektirir.
Bu bölümde yer alan yazılar; insan zihnini, iletişimi ve farkındalığı daha derinlikli ele alarak, düşünmeye ve doğru değerlendirmeler yapmaya alan açmayı amaçlamaktadır.
“Bilgi, doğru bakış açısıyla birleştiğinde güç kazanır.”
(Sezgin Danışmanlık & Psikoloji)
Zamanın Arasında: An
Bilinçli farkındalık dediğimiz kavram mevcut zamana odaklanma yeteneği ve bunu yaparken yargılamadan., o anki uyaranlara aldırmadan daha çok nefesimize ve etrafımızdaki aura‘ya odaklanarak dikkatimizi mevcut zamana çekmek ve bu bilinçli farkındalık özelliklerini geliştirirken hem geçmişe takılı kalmamak hem de ileriki zamanlarla alakalı gereksiz düşünce ve endişelerden kaçınmak gerekir.
Acının İki Yüzü
İçimizde ne tutuyorsak dış dünyamız onun renklerine boyanır, içinde korku olan biri için dünya ürkütücü bir yerdir, öfke dolu bir insan için dünya kaotik ve asap bozucudur suçluluk duyan insan her yerde günah ve baştan çıkarıcı şeyler görebilir ve şu dünyada iki tür acı vardır biri can yakan acı diğeri değiştiren acı., acı veren olaylar ya da olgular değildir onların bize yaşattığı duygulardır.
Estetik Yanılgı
Çekicilik önyargısı denen bir faktör vardır; yani beynimiz iyi görünen insanların aynı zamanda kişiliklerinin de iyi olduğunu varsaymaya meyillidir. Bu yüzden yüz hatları düzgün olanı daha güvenilir, sesi yumuşak olanı daha bilge, duruşu estetik olanı daha erdemli sanırız. Oysa zihin, güzelliği bir kısayol gibi kullanır; detaylı düşünmek yerine hoş olana anlam yükler.
Bu önyargı bazen bizi doğru insanlara yaklaştırır gibi hissettirse de çoğu zaman gerçekliği estetik bir filtreden geçirerek çarpıtır. Çünkü karakter, bakışta değil davranışta; erdem ise görünürde değil, süreklilikte kendini belli eder.
Dikkat, Zaman ve Beyin
İnsanlar zamanlarını nasıl kullanmak istediklerine göre bir süreklilik içindedirler. Başka bir göreve başlamadan önce bir görevi bitirmeyi tercih eden monokronik, ya da aynı anda birden fazla görevi yürütmeyi seçen polikronik insanlar vardır. Polikronik insanlar, çok küçük bir yüzdesi bilişsel yük tarafından çok fazla engellenmeden görevler arasında geçiş yapma konusunda yeteneklidir.
Bu yetenek, beynin ön bölgesinde yer alan ve hedeflerle çatışmaları tespit etmekten sorumlu olan dikkat kontrol ağlarının parçaları ile; hedefleri sürdürme, değiştirme ve güncelleme üzerine çalışan frontopolar prefrontal kortekslerin daha verimli kullanımıyla bağdaştırılır.
Sessiz Güç: Sosyal Zekânın Statü Dili
Her nedense net, planlı ve ölçülü hareket eden kişileri daha güçlü bir odaklanma içinde görür ve bu davranışları yüksek sosyal statüyle ilişkilendiririz. Sakinlik, kendinden emin bir duruş ve acele etmeyen bir tempo; çoğu zaman güvenin ve otoritenin sessiz göstergeleri olarak algılanır. Buna karşılık telaşlı, dağınık ve aşırı tepkisel davranışlar, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde düşük statü izlenimi yaratır. Yüksek statülü olarak algılanan insanlar genellikle iyi dinler, sözlerini seçerek konuşur ve davranışlarını anlık dürtülerle değil düşünülmüş bir planla yönlendirir.
Bu noktada devreye sosyal zekâ girer. Sosyal zekâ; insanlarla etkili iletişim kurabilme, ilişkileri sağlıklı biçimde yönetebilme ve farklı sosyal ortamlara uyum sağlayabilme becerisidir. Karşımızdakinin duygularını, niyetlerini ve motivasyonlarını doğru okuyabilmek; doğru zamanda doğru üslup ve beden diliyle iletişim kurabilmek bu becerinin temel taşlarıdır. Sosyal zekâ, yalnızca konuşmak değil, ne zaman susacağını bilmek; yalnızca anlaşılmak değil, karşısındakini
gerçekten anlamaktır.
Aslında sakinlik, planlılık ve iyi bir dinleyici olmak doğuştan gelen statü işaretleri değil; gelişmiş sosyal zekânın doğal sonuçlarıdır. İnsanları etkileyen şey gürültülü bir özgüven değil, yerinde kullanılan farkındalık ve ölçüdür. Gerçek etki, en çok söz söyleyende değil; ortamı en iyi okuyanda ortaya çıkar.
Sakin Kalmak / Farkındalık ve Bilinçli Olmak
En önemli adımlardan biride durmayı öğrenmek. Çünkü sistem bizi sürekli hızlandırmaya çalışıyor. Dikkat edin; hızlandığında düşünemiyorsun, düşünmediğinde hızlı karar verip hemen satın alıyorsun. Bu kararların çoğu dürtüsel oluyor. Bu süreçte dürtülerin manipüle edilmesi çok kolaydır. Bugün algoritmalar, yüzlerce yıllık psikoloji bilgimizi kullanıyor.
Kişisel özgürlüğün bu devirde, şimdi, bugün en önemli gereksinimi durmaktır. Durduğun zaman bilinç devreye girmek zorunda. Birçok insan bilincini nasıl kullanacağı konusunda bir deneyime sahip olmadığı için durmak çok büyük rahatsızlık getiriyor. Oysa durma halindeki beyin aktivitesinin yüksek olduğu, insanın zihinsel işlevlerinin zeminini oluşturduğunu fark ettik. Ama bunu hayatımıza geçiremiyoruz. Çünkü “sisteme uymuyor”.
İçinde bulunduğumuz sistem, durma deneyimiyle başlayan o bilinçlilik haline bir alışırsak hayatımızda bizi tutsak eden birçok şeyi görmeye ve onlardan nasıl kurtulacağımızı fark etmeye başlayacağımızı çok iyi biliyor. Anlam arayışı içerisinde olan, kendi anlamsal dünyasına yoğunlaşmış bir insan; büyük markaların kendisine vaat ettiği, hayat boyunca ihtiyaç duymayacağı yeni ürünlerin sırasını beklemez, “patates soyma makinesi almam lazım” demez.
O insan hayatla başka bir seviyede ilişkiye geçer. Bu anlam arayışı, sistemin sevdiği bir şey değildir. Sistem; anlamsızlık içerisinde yuvarlanan ve geçici parıltılarda anlam arayan insanların sayısını artırmaya çalışır.
Bunun kısa ifadesi şudur: Bilinçsiz yaşayan insan sayısı ne kadar artarsa, kapitalist sistem o kadar hızlı çalışır. Bugünkü sistem devasa ve sonsuz bir ekonomik çarkın dönmesine odaklanmış durumda ve hepimiz aslında onun parçaları hâline getirilmeye çalışılıyoruz. Dünyanın birçok yerinde birkaç nesildir tüketimin olmadığı bir yaşamı düşünemeyen insanlar var; daha büyük araba, daha pahalı giysiler vs. Hayat bunların peşinde koşarak geçiyor. Sonrasında ise o nihilistik yok oluş cehennemini hiçbir şekilde iyileştiremiyorsun.
Sevdiğim Birkaç Bilgi / Özlü Söz
- Eğer başarının herhangi bir sırrı varsa, bu diğer insanın görüş noktasını anlama ve olayları kendi açınızdan görebildiğiniz kadar onun açısından da görme yeteneğinizde yatmaktadır.
- Akıllı adam bulduğundan daha fazla fırsat yaratan adamdır
- Hayır demek reddetmek değil sahiplenmektir, kendi sınırlarımızı belirlemek ve kendi benliğimizi sahiplenmek.
- Bir insanın davranışı , sözlerinden daha yüksek sesle konuşur.
- Geç alınmış her karar, erken verilmiş bir infaz emridir.
- Mutluluk başkalarının seni sevmesiyle alakalı değildir senin kendini sevmenle alakalıdır.
- Hayat iyi bir ele sahip olmak değil, kötü bir eli iyi oynamaktır.